Drop Down MenusCSS Drop Down MenuPure CSS Dropdown Menu

4 Aralık 2013 Çarşamba

Gün 4: Oktay

Elleri uzun, esmerdi, yüzünden biraz daha esmer. O hiç estetik olduğunu düşünmezdi ama estetikti, bir erkeğin elleri ne kadar estetik olabilirse; bir piyanistinki kadar yani.. Eğer bir gün biri ellerinden kendisine bakmadan karakterini analiz etmek isteseydi; muhtemelen sanatçı, yine muhtemelen heykeltraş olduğunu söylerdi, zarif, nezaket dolu, hırslı, ihtiraslı... Doğru değildi hiç biri. Hayatında hırsa dair tek bir zerre bulunamazdı, bugüne kadar hiç , evet, benim olmalı ya da evet, bunu ben yapmalıyım dememişti, tek bir konu hariç. Hiç bir hedefi, hayali olmamıştı. Bu yüzden günü birlik yaşardı, bir gün kazandığını ertesi gün yerdi, kazanmadığında da yemezdi. Bu yüzden çok fitti. Spor yapmak yanından geçmezdi, o kararlı insanların yapabileceği bir eylemdi. Ne var ki dış görünüşüne önem verirdi. Temiz bir kaç kıyafeti vardı, dönüşümlü olarak onları giyerdi, kirli sakal olmazsa olmazıydı. Sivri çenesini daha çekici gösteriyordu, onun hayatında takıldığı tek nokta işte buydu; kızlar ve çekici görünmesi. Adının Oktay olması tamamen sistematik bir hataydı, adı Yusuf olmalıydı ve aynı Hz. Yusuf gibi tüm kadınları kendine aşık etmeliydi. Yusuf Peygamberle farkları burada ortaya çıkıyordu işte, Yusuf Peygamber bundan haya ederdi, böyle bir şeyi istemezdi, bu onun sınavıydı ama Oktay'ın tek istediği buydu ve kafasına koyduğu birini elde edemediğinde çılgına dönerdi.

Bir zamanlar görüştüğü Freud'la kafayı bozmuş bir kızcağız, senin kesinlikle sorunların var, bir psikoloğa görünmelisin demişti. O bunu hiç ciddiye almamıştı. Kızla görüşmek istemediğini söylediğinde kızın tüm ağlamalarını, yalvarmalarını ciddiye almadığı gibi.

Şimdilerde yeni bir kızı gözüne kestirmişti, kızın her şeyini öğrenmişti. Mühendis, 25 yaşında, yalnız yaşıyor, Adanalı, ailesi tüccar, ayda bir uğruyorlar, kızın sosyal yaşamı neredeyse bundan ibaret, erkek arkadaşı yok, ketum. Tüm bunları bilmesine rağmen, tüm çabalarına rağmen bir türlü istediği kıvama getirememişti, kız kapalı kutuydu, iletişim kurmayı kesinlikle istemiyordu. Bir keresinde terslenmişti ki buna hiç alışık değildi. Hayır hayır, bunu da diğerleri gibi kendine aşık ettikten sonra terk edecekti tabii ki.

Sadece biraz zamana ihtiyacı vardı, biraz daha zamana. O gün, ona o araba çarpmasaydı, o gün olmasa da belki bir sonraki gün amacına ulaşacaktı. Arabanın çarpmasıyla şuurunu kaybetmeden önce annesinin yüzü gözünde canlandı, onun sevgisizliği. Son anlarında onu hatırlamamalıydı...

Öyle de oldu, hastanede gözünü yarı baygın bir şekilde açtığında doktorlar bu durumu mucize diye adlandırmışlardı. Yine de bir kaç gün biçmişlerdi hayatına. Sayılı nefesi biterken o kızı düşündü, Adanalı olanı, belki düzgün bir adam olsaydı, o kızı ikna edebilir, onunla bir yaşam kurabilirdi. Belki olabilirdi. Son anlarında boy boy çocuklarının olduğu, mutlu yuvanın hayalini kuruyordu.

Share this article with your friends.

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder