Drop Down MenusCSS Drop Down MenuPure CSS Dropdown Menu

4 Ekim 2012 Perşembe

Kapanma Hikayem Vol.2

Nerede kalmıştık...

Üniversitede sanırım o kitaptan sonra biraz uzaklaştım ben bu düşüncelerden, yani aklıma bile gelmiyordu sanki. Öyle bir havada kalma hali...İçime kapanma dönemi yaşadım desem de üniversite hayatım çok çalkantılı geçti, çok zor günler de yaşadım.

Okul biter bitmez iş hayatına atıldım.

Bir ara...kilom artmasa da vücudumda bazı değişiklikler oldu. Karnım şiş gezmeye başladım, önce hazımsızlık problemi yaşadığımı sandım, sonra sürekli oturarak çalıştığımdan göbek bölgemin yağlandığını düşündüm. Oldum olası egzersiz yapmayı seven biriyimdir aslında, ben de mekikle başlayayım dedim ama karnımın şişliği yüzünden mekik bile çekemedim. Bu durum beni düşündürdü ama hamlıktan dedim ve mekiği olduğu gibi bıraktım.Her sabah böbrek ağrılarıyla uyanmaya başladım. Yani ağrısız tek bir günüm bile yoktu, çok fazla ağrı kesici alıyordum, çünkü sırtım hep ağrıyordu, ama hep.

O sene başıma gelmeyen kalmadı, arabanın altında ezilme tehlikesi gibi... Hatırladığım 3 olay var ki, ciddi ölüm tehlikesi atlattım. Servisin içinde kilitli kalıp aracın sulara gömülmesi de bunlara dahil.Hiç biri beni biraz sonra anlatacaklarım kadar sarsmadı, bir şeylerin beni sarsması, kendime getirmesi gerekiyormuş diye düşünüyorum bazen.

Aynı dönem domuz gribi söylentileri de vardı ben de domuz gribine yakalananlardan oldum ama doktorlar açık açık domuz gribi diye söylemiyorlardı çünkü panik havasını durdurmaya çalışıyorlardı. Bir ay boyunca griple süründüm. Çok sevdiğim, iş yerinde bana her şeyi öğreten arkadaşımın düğününe bile gidemeyecek haldeydim ama o yokken işlerin yürümesi gerekir diye işe gidebiliyordum. Doktor rapor veriyordu ama ben raporu bile kullanamıyordum. İş benim sağlığımdan daha önemliydi sanırım... Her gittiğim doktor beni her şekilde muayeneye ediyordu ilaçlar değişse de hiç biri işe yaramıyordu. Sonra bir 29 Ekim günü çok fena sancılandım. Bir koluma babam bir koluma amcam girip resmen sırtlanıp beni hastaneye götürdüler. Orada da sadece ilaçlar değişti... Annem bir gün bu duruma dur dedi, benim artık doktora gitmeyeceğim demelerime aldırış etmedi. Çünkü ben karnım şiş de olsa resmen erimeye başlamıştım. Yüzüm o kadar zayıflamıştı ki sadece gözlerim vardı sanki, ellerimi yıkarken parmaklarımın inceliği beni bile ürkütmeye başlamıştı.  Annemin isyanıyla beraber doktorların doğru teşhis koyamadığı kanısına kapılan bir başhekim tanıdığımızın hastanesine götürdüler beni zorla, arkadaşımın balayından geldiği günde.



Göğüs hastalıklarından başladık, yalnız annem her girdiğimiz doktor odasında böbrek ağrılarımdan da bahsediyordu. Olaya bütünüyle baksınlar istiyordu, göğüs hastalıkları uzmanı annemin telaşını anlayıp batın yani karın bölgesi ultrasonu da istedi. Ultrason başlar başlamaz doktorun gözleri faltaşı gibi açıldı ve karnımda neredeyse bir bebek kadar olan kistten bahsetti. O an anneme bakmadım, bakamadım, bakarsam ağlardım biliyorum. Doktor anlatmaya ve sormaya başladı, domuz gribi olduğumu iyileşemediğimi, karnımda ağrılar hissettiğimi anlattık. Doktor odadan çıkar çıkmaz da annemle birbirimize sarıldık ağladık. Ailemde kanser geçmişi olan biri yok, ancak ben hep kendimden korktum, kimseye anlatmadan çok düşünmeden arada aklıma geldikçe acaba ben kanser miyim diye sorduğumu bilirim.. Annem babamla konuşmaya gittiğinde ben de elimi yüzümü yıkarım bahanesiyle lavaboya girip ağladım... İşte o an kafama dank etti resmen, tamam yaşım gençti ama hiç bir şeyin hesabını vereceğimi düşünerek yaşamamıştım. Çok uçlarda yaşanan bir hayatım olmasa da yaşadıklarım, günahlarım aklıma geldi. Ölüm çok daha yakındı artık, hiç düşünmediğim bir ihtimal vardı.

Tamam hepimiz bir akrabamız, yakınımızın başına geldiğinde ölümü düşünüyoruz, ama bence gerçekten düşünme anı böyle durumlarda ortaya çıkıyor. Ya da ben çok soğukkanlı biriyim, ancak böyle bir olayla gerçekleri görebildim.

Sonra tedavi süreci...Her şeyi düşündüm. Saçlarımın döküleceğini, her bir detayı planladım. İşi bırakmak zorunda kalacağımı... Lavabodan çıktığımda saçlarımı kazıttırma kararı almıştım, bir hastalık ya da tedavisi dökecekse ben kendim kıyarım dedim onlara. Bir nevi savaş boyalarımı sürdüm, hazırlandım.

Bu süreci anlatmak demek, tekrar yaşamak demek benim için, o zaman akıtamadığım göz yaşlarını şimdi gizli gizli akıtmak demek.


O gün kanser olduğumu söylediler aileme, tüm durum bunu gösteriyordu, check up yarıda kalmış oldu. Doktor kistin büyük olduğundan ve acilen ameliyat olmam gerektiğinde bahsetti sanıyorum. Ama işte bir doktorun söylemesiyle yapılacak iş değildi. Benim planım sessiz bir şekilde ameliyatımı olup tedaviye başlamaktı. Ama işte öyle olmadı, insan ailesini tutamıyor böyle bir dönemde. 4 bir yana haber uçuruldu, bir çok doktorla görüşüldü ben o süre boyunca hiç bir şey olmamış gibi davranmaya devam ettim. Ameliyat olacağımı düşündüğümden antibiyotikleri de kestim, günahlarım beni ürkütüyordu ama kanser hastalarının cennete gideceğini duymuştum, günahlarımın döküleceğini düşündükçe mutlu oluyordum. Ölümü çok fazla kabullenmiştim. Çevremdekileri hiç üzmemek için sessiz sedasız mutlu mesut devam ediyordum, sadece doktora gidince biraz geriliyordum. Her gittiğim doktor bugüne kadar nasıl farketmezsin diye soruyordu. Etmedim değil, ettim ama ne olduğunu da  anlamadım, beni o bir ay boyunca muayene eden diğer doktorların anlamadığı gibi ben de anlamadım... 12 cm olana kadar...

Günahlarımdan, hesap gününden başka hiç bir şey beni ürkütmüyordu, zaten dünyaya beni bağlayan bir şey yoktu. Aşık değildim, işim sıkmıştı beni, arkadaşlarım ve ailem vardı ama onlar da nasıl olsa beni unuturlardı... Yani aslında ölümü istiyordum, ölüm hoşuma gidiyordu da, hesap verme kısmını hiç düşünmemiştim. Hayatımı ona göre yaşamamıştım.

İlk zamanlar herkesin görüşü kanserdi, ben bir günü 3 gün gibi yaşıyordum çünkü hayatta aynı güne randevu verilemez denilen hastanelerden mesai saatinden sonra olsa dahi tahlillerimi yaptırdım, ne kadar kara günler benim için...Girdiğim MR ve renkli ultrasonları Ankara'da canlı canlı seyreden bir ekip bile vardı ama herkes kanser olduğunu düşünmüştü.

Sonra bir anda ibre ters yöne döndü, ümit dolu konuşmalar, parça almadan bilemeyizler, dağınık olmadığından tehlikesi olmayabilir demeler... Önce rahmim alınmaktan vazgeçti, sonra yumurtalıklarımdan birinin kurtulabileceği söylendi, sonra belki de eksiksiz hastaneden çıkabileceğim de söylendi. En sonunda ise çok iyi bir cerraha ihtiyacım olduğuna kanaat getirildi. Çünkü kist 12 parmak bağırsağına çok yakındı ve en ufak bir hata benim ölümüme neden olacaktı. 12 parmak bağırsağına gelen neşterin tedavisi yokmuş, böylece onu da öğrenmiş olduk.

O cerrahı bulduk, genel cerrahi konusunda Türkiye'de ilk üçte yer alan, Ali Akyüz'ün o yoğun programında randevu alabilmeyi başardık. Randevu ettikten sonra kendisi o kadar akıllı biri olmadığını, ekibiyle konuşması gerektiğini söylerken anladım ki ameliyatım gerçekten riskli... Çünkü ameliyatı kabul etmeyecek gibi konuşuyordu. Tahlillerimi aldı, her şeyi değerlendirdi; ameliyat etmeyi kabul ediyordu.Aslında Ankara'da ameliyat olma gibi bir ihtimalim de vardı ama her şeyi düşünmek zorundaydık, tedavinin Ankara'da sürdürülmesi de demek olurdu bu, ki ona da gerek yoktu.

O ara ne kadar sevildiğimi anladım, herkes ama herkes iyi ya da kötü dediğim herkes benim için dualar etti, yasinler dağıtıldı, tefriciyeler okundu, daha bir çok dua. Annemle babamın günden güne eridiğini görmek dışında beni ciddi anlamda üzen hiç bir şey yoktu, zaten çoğu detayı benimle paylaşmıyorlardı.

Ameliyat tarihi alındı, ben ameliyata girene kadar hep metanetimi korudum, sadece son anda annemin ağlamasına dayanamadım biraz. Ameliyata girdim ve çıktım. Topu topu bir saat sürmemişti. Normalde 3-4 saat sürmesi beklenen ameliyat kolayca atlatıldı.Herkes şaşkındı:)  Ama yine de beni önlüğümü değiştirmek için ayağa kaldırdıklarında yaşadığım acıyı unutmam mümkün değil. Hastanedeki günlerim de kolaydı bana göre, düşünmüyordum, sonrasını düşünmüyordum Çoğu yakınım. ziyarete gelenler moralimin bu kadar iyi olmasına şaşırıyorlardı. Hastanede annemle mutlu mesut yaşıyorduk, hiç isyan etmediğimi düşünüyorum ama sabır konusunda ilk duyduğumda ağlamasaydım sabır da gösterdim diyebilirdim. Doktordan gelen haberler de iyiydi. Hep olumlu düşünüyordu. Ama ben o kadar şartlamıştım ki kanser olduğuma kendimi, günahlarımın döküleceğini düşünüp seviniyordum içten içe. Tabii kimseyle paylaşmıyordum bu düşüncemi.

Sonunda test sonuçları geldi ve her şey temizdi, yani kanser değildim. Normalde bağ dokudan oluşan, hızlıca büyüyen, genelde kötü huylu olan bir kanser türü çok şükür ben de iyi huylu çıkmıştı! Bunu ben de dahil bir çok kişi edilen duaların yüzü suyu hürmetine olarak yorumladı. Duanın kazadan beladan koruduğunu laf olarak elbette biliyordum ama canlı örneği kendi yaşamım olmuş oldu. Ama kafama bir kez daha dank etti, ben kanser değilim yani her an ölebilirim, dökülmemiş günahlarımla Rabbimin huzuruna çıkabilirim, peki O'nun huzuruna hangi yüzle çıkacağım...demelere başladım. Günahlarım dökülecek diye kendimce teselli bulurken, bir anda o ümit kaynağı elimden alınmış oldu.

Bu uzun yazıları sonuna kadar sıkılmadan okuyanları tebrik ederim, bu sefer ki biraz iç bunaltıcı bir yazı oldu. Ben her sene ameliyat olduğum dönem yaklaştıkça bunalırım, geçmişi ufak ufak hatırlarım. 




Share this article with your friends.

7 yorum:

  1. yok yok ben bir nefeste okudum:) bu arada çok geçmiş olsun. şükür ki geçmiş...

    YanıtlaSil
  2. Hikayenizi paylaşmanıza sevindim. Çok geçmiş olsun, insan ölüme yaklaşınca öbür dünyayı hatırlıyor. Bu da Allahın sevgili kullarına nasib oluyor sanırım. Sizin de bu hatırlatmaya karşı tepkisiz kalmamanız çok güzel. Sevgiler...

    YanıtlaSil
  3. :)))

    Söyleyecek söz yok. Ancak tebrik edebilirim seni.

    YanıtlaSil
  4. Gerçekten böyle bir yaşanmışlık beklemiyordum.Çok etkilendim,ne mutlu ki doğru yolu seçmişsiniz ve bir zamanlar sana zarar vereceği düşünülen rahminde bir mucize yaşıyor...

    YanıtlaSil
  5. çok etkilendim tüylerim diken diken oldu hakkaten dualar çok önemli

    YanıtlaSil
  6. Ne mutlu, Allah cümlesine şifa versin.

    YanıtlaSil
  7. Etkilenilmeyecek gibi değil çok geçmiş olsun. Devamını bekliyorum

    YanıtlaSil