Drop Down MenusCSS Drop Down MenuPure CSS Dropdown Menu

15 Eylül 2012 Cumartesi

Birazcık İç Döküş

Çok uzun zaman olmuş ben klavyenin başında bu saatlere kadar kalmayalı. O yüzden biraz garipsedim kendimi ama özlediğimi de farkettim. Bazen ayda bir yazmaya can attığım yazıların sancısını çeker, zamanla pişeceğime inanırdım bazen de okunma kaygısıyla daha ilgi çekici şeyler yazsam mı diye düşünürdüm istemeden. Yaralarımı iyileştirmeyi bir köşeye bırakıp, kendimi hayallerime adamıştım. Çoğu insanın duyduğunda bırak bu işleri dediği hayallerin peşine takılmıştım.

Peşini bıraktım mı? Hayır. Ama o yaraların iyileşmeden o hayallerin  gerçekleşeceğine inanmamış olmam sanırım, bir anda o yazıları kesilmek zorunda bıraktı. Yazı yazdığım dergi ara verdi, onun ara verdiği süre boyunca ben sanki yazmaya ara verip, yaşamaya hız verdim. Zaman zaman ikisine de ihtiyacım olduğunda kimseyle paylaşmadan yazdıklarım da oldu.

Çok garip, sanki okunmasından korkar olduğum bir günlüğe yazıyorum ama içimdeki korku gibi bir şey değil, başka bir şey o...

Bu bloğu açarken-defalarca söylemiş olabilirim- üçkız arkadaşın dalga geçebileceği beyaz dizileri yayınlamaktı amacım. Esinlendiğim olaylar vardı, heyecanla yazardım, merakla beklenirdi. Bazen içimi de döktüm şimdi olduğu gibi, sonra çoook uzun bir ara verdim. Döndüğümde hayatım değişmişti, bakış açım değişmişti. dalga geçmek için yazdığım öykülerle insanların zamanını harcadığımı düşünüp üzüldüm ve hayatımdaki değişimleri yazayım istedim. Klavye başına oturduğumda ise kendi değişimin tesettür ve modası olduğunu gördüm. Bir şey yapmadım sanki, tevafuken gelişti olaylar...

Şimdi bazen aldığım bir mail, mesaj havalara uçuruyor beni, diyorum ki "evet, insanların zamanını harcamak yerine az da olsa çok daha yararlı şeyler paylaşabiliyorum" ya da bazen kapanmak istediğini söyleyen biri yardım istiyor. İşte o zaman gerçekten o kişinin yanında, destek olmak istiyorum. Belki bloğumda anlattıklarım esinlenilmeye yardımcı olur diye umuyorum. Aslında yazmak istediğim çok şey var, ama hepsini yazamıyorum bazen...

Bu yazı çook uzayacak çoook, kısaca içimi döküp yayınlayamıyorum şu yazıları.

Demem o ki, bu ara ilginç olaylar yaşıyorum. Yıllar önce hayalini kurduğum şeyler, Rabbimin hikmeti olarak karşıma çıkıyor. Olur mu, olmaz mı bilemiyorum. Ama bir şeyler değişiyor ve ben yine o değişimin ortasında bir yerlerdeyim.

Eski dergim Kasım'da tekrar yayınlanmaya başlıyor. Eskiden olduğu gibi yine kendi adımla yazdığım o yazılara dönebileceğim. Çok merak ediyorum, kalemim gelişti mi? Neler dökülecek bu parmakların ucundan... Ne yazacağıma tam karar veremeden heyecanla bekliyorum. Bir zamanlar bir yazı yazmak için uğraşır, nasıl olacak telaşını yaşardım. Şimdi ise haftada ortalama 8-10 yazıyorum, (maşşalah diyelim n'olur:)

Anne Boyutu'nu biliyorsunuz zaten, onları ne kadar sevdiğimi...

Sonra çoğunuzun takip ettiği bir alışveriş sitesinin de moda bloğunu yönetmeye başladım. Şimdilik adını duyurmak için erken, ama içim kıpır kıpır. Bir yandan kendimi geliştirmeme sebep oluyor, bir yandan bloğum gibi bir bebeği büyütüyorum sanki.

Bir de bir proje var ki, yine kendi adımla gerçekleştireceğim, belki bu yüzden buradan detayları öğrenemeyeceksiniz ama olursa eğer farklı bir alanda da kendimi göstermiş olacağım. Bu arada almak istediğim eğitimler listesi biraz daha uzayacak ve ben tüm bunların hepsini bir çocukla ve profesyonel bir işle yapıyor olmuş olacağım. Evliliği, evin sorumluluğunu da saymıyorum:) Şikayet olarak algılanmasın sakın, ben hepsi için defalarca şükrediyorum. Sonsuz kere şükrediyorum beni yaratan, bugünlere getiren Rabbime. Sizden de maşallah bekliyorum ki devamı da gelsin:) Ben razıyım, koşturmaya, sadece sevdiğim şeyler için olsun, sevdiklerim yanımda olsun, bana destek olsun, gerisi mühim değil.

Bu arada garip olaylar da oluyor, insanlar çizgilerini klavye karşısından ya da ağızlarından dökülenlerle belli ediyorlar. Görüyorum bazen alınıyorum, bazen takmıyorum. Bu dönemin verdiği geçici etkiyle hareket ediyorum, sanırım. Az biraz duygusal, tepkisel.

Tüm bunları niye anlattım; sanırım hayatım bu blogdan ibaret değil demeye çalıştım. Çünkü bu bloğun takipçi sayısıyla beni değerlendirmeye çalışan, sen kimsin deme cüretini gösterenlere karşı kendimi savunmayı bu şekilde yapmak istiyorum. Ben kavga insanı değilim, hayatım bunlardan ibaret. Sosyal medyanın ne demek olduğunu gerçekten bilmeyen insanların, takipçi sayılarıyla kendilerini bir yerlere koymaları beni şaşırtıyor. Bu cüreti nereden bulduklarını düşünüyorum. Bu konuyu anlatmayacağım aslında, söylesem çok şey söylerim ama insan yaptığıyla kendini belli eder diyorum.

Edit: Çok şükür reklama ihtiyacım yok, olsa da facebook reklamları veririm, ki belki bir gün veririm de! Beni ilgilendirir! Beni tanımayanların basit reklamlara başvuracağımı iddia ederek saldırıya geçmeleri çok çirkin. Reklam konusunda şunu da bilmeniz de yarar var: burada bahsettiğim her ürün, her site ciddi olarak kendi deneyimleri içeriyor. Çok kötü bulduğum şeyleri dile getirmekten  çekiniyorum, zarar vermek istemem kimseye.

Özellikle Mudo ve Modanisa bunu iyi biliyor: hiç bir çıkarım olmadan gerçekten de içimden geldiği için, istediğim için yazıyorum. Kimse bu yazıları yazacağımı dahi bilmiyordu, ben sadece memnun kaldığım için, sevdiğimden yazmak istedim, yazdım. Edit sonu.

Öte yandan hiç ummadığım insanların da beni fazlasıyla ciddiye aldığını görünce şaşırıyorum. Ben olsaydım yapar mıydım diyorum, altında sadece iyi niyet mi var yoksa başka bir şeyler mi sorguluyorum. Anlamlandıramıyorum. Belki bu olayı paylaşabilirim. Hatta paylaşacağım diye söz çıktı ağzımdan, ama neresinden başlasam bilemiyorum. Kavga insanı değilim diyerek, kendime bir kavga ortamı hazırlamam hoş olmaz.

Neyse garip günler vesselam, arada hamilelik bunalımlarıyla da uğraşıyorum. Beden değiştirmek zor işmiş vesselam, şu 3 ay çabucak geçse de eski bedenime dönsem diye sabırsızlanıyorum. Bugün aklıma yıllar önce bir arkadaşımın yaşlanmaktan korkuyorum dediğinde onu nasıl yadırgadığım aklıma geldi, fiziksel değişimin ne önemi var ki demiştim. Koşullar insanı değiştiriyor. Belki beni zayıf görmeye alışmış insanların hamileliğimle ilgili saygıdan dolayı benim kimseye demeyeceğim sözleri bana karşı sarfetmeleri çok ağrıma gidiyor, ondan böyleyim. Ama duyduklarım da yenilir yutulur değilir, suçu yine güler yüzüme atıyorum. İnsanlara ketum davranmalıyım, evet.

Gözlerimden öper, kendime selam ederim.

Bir yazı daha yazacaktım ama TV'de korku filmi var ve kociş uyuyor, ee ben de tırsıyorum biraz. Yazamazsam bilin ki film korkunç.

Share this article with your friends.

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder