Drop Down MenusCSS Drop Down MenuPure CSS Dropdown Menu

15 Mayıs 2012 Salı

Emilianata Geziyor : Maşukiye, Kartepe Gezisi

Merhaba,

Eşim daha önce arkadaşlarıyla yapacağımız bir Maşukiye gezisinden bahsetmişti ama açıkçası ben yapabileceğimden pek ümitsizdim, çünkü daha önce hep beraber sinemaya gidelim dediğimizde bir tek biz yani evi şehrin merkezine en uzak olan çift sinema saatinde buluşma yerindeydik, diğerleri gelmeyeceklerini haber vermeyi bile unutmuşlardı, ay sinirlendim yine:) Bu sefer de yine öyle bir şey olur diye, her söylediğinde hı hı dedim, ciddiye almadım. Taa ki 1 Mayıs'ta gideceğimiz kesinleşinceye kadar, ben sanırım o ilk büyük buluşmanın etkisinden olsa gerek hiç ümit beslemedim inanmadım ama yine de ben giyeceğim telaşına düşmeyi de ihmal etmedim:) O gün ne giyindiğime şuradan ulaşabilirsiniz.

Yolda giderken aracımız bozuldu, bir anda motordan dumanlar çıkmaya başladı, motor bozulmuş. Çekici ve yeni araç çağırdılar, hala kendime şaşırıyorum ki ben o süre boyunca sıkılmadım:) Sabırla bekledim, sanırım çok uykum olduğundan neyin ne olduğunu kavrayamadım:) , gece 3te yatıp 05:30da gözlerimi zar zor açmıştım.

Yeni arabamız geldiğinde araçtan indiğimizde burnumuza çiçeklerin, çimenlerin kokusu geldi , Alalh'ım o ne koku öyle, o ne güzellik ve bu dediğim koku otobanda geliyor bize. Çok şaşırdık doğadan o kadar kopmuşuz, o kadar yapaylığa alışmışız ki baharın kendi kokusunu unutmuşuz.

Yolculuğun gerisi daha keyifliydi:) Kısacık sürdü ve nihayet biz mekanımıza ulaştık. Gözlerimiz ve ciğerlerimiz bayram etti resmen:) Yayla Alabalık adlı bir yer, biz yoldayken çayı koymalarını da söylemiştik, gittiğimizde her şey hazırdı ve aç kurtlar gibi bir yemeğe başladık. Soframızın bir kısmı:)




Bu da benim tabağım:) Bizim masamızdaki beylere yetişmek için hızlı hızlı yedik:)Yediklerimin her biri ayrı lezzetliydi desem kesinlikle abartmış olmam. Kahvaltıya tam puan verdim, çayla beraber keyfimiz iyice yerine geldi. Biz açık havayı tercih etik kahvaltı yaparken, büyük çardaklar var kalabalık gruplar için, kızlar korktular üşürüz diye ama üşümedik, kahvaltı bitince iyiden iyiye yüzünü gösteren güneş bu konuda bizi oldukça mutlu etti:)




Her şeyin organik olduğu söylendi bize, öyle değilse bile hepsi çok lezzetliydi:) Kahvaltıyı sevdiğimden midir nedir, aklıma geldikçe canım çekiyor. Keşke hemen bu hafta sonu tekrar gitsek diyorum.

Böyle masalar da vardı, ayaklarımı o suya sokmak istedim, itiraf ediyorum! Ama mevsim çok uygun değildi, bir daha yaz ortasında gelirsek eğer bu masalara oturacağım:)


Japon tursitler gibiydim ama seviyorum fotoğraf çekmesini ne yapayım:) Bir zamanlar bir numaralı hobimdi:)


Su havuzları, kuş sesleri, derin bir huzur...


Yeşilin her tonu ayrı güzel geldi ayrıca mekanın temizliği açısından işletme sahibini de kutlamak gerekir.


Kahvaltıdan sonra dolaşırken böyle tavşanlar da gördük, aslında çok ürkek değillerdi ama yine de hareket halindeydiler, daha iyi bir fotoğraflarını çekemedim:) Fotoğraf makinesindeki pozları da hala bilgisayara aktaramadım:)






Bu tavşancağızın boy boy yavruları da vardı, kocaman bir köpek de vardı, ben ona aslan diyeyim, siz yok artık diyeyin ama uzaktan aslan gibi ve  hatta heykel gibi duruyordu. İşletme sahibi köpeği sevebilirsiniz, dediğinde eşim bayağı güldü:) Ben de yok ben ancak uzaktan sevebiliyorum dedim.

Şu su havuzlarının içinde canlı alabalıklar vardı, bir kaç çeşit daha balık vardı çünkü bir kaçı ciddi derecede çok büyüktü:) Fotoğraflar çıkmadı ama:)




Japon turist yine iş başında:)

Sonra Kartepe'ye çıkalım dediler:) Kartepe çıkınca çok daha farklı bir güzellikle karşılaştık. Hava esmiyor, güneş var ama insanı terletmiyor ve yol kenarlarında yamaçlarda kar var:) Kışın çok istemiştim Kartepe'ye gitmeyi ama eşim ben soğukta duramıyorum gitmeyelim demişti. Mayıs ayında da olsa kar içinde görmek nasipmiş kendisini:)


Kartepe'ye kadar gitmişken eğlence olsun diye teleferiğe binelim dediler , aslında ikimiz de yüksekten korkuyoruz ama benim biraz adrenalin bağımlılığım var. Ben binelim dedim, o binmeyelim dedi:) Zaten sevdiğim beni tutmayı başarmasaydı, ben ona ne heyecanlar yaşatacaktım da beni yalnız bindirmek istemediğinden binemedik hiç birine:)



Sonra baktık gruptaki herkes biniyor, hadi bizde o zaman diyebildik, ama iş binmeye gelince ben hafif bir kalp çarpıntısına maruz kaldım:) Teyzenin biri gözümün önünde atlayamadı teleferiğe, ben de binemem diye düşünmeye başladım ama sıkıntı olmadı. Biner binmez de o kalp çarpıntıları yerini mutluğua bıraktı çünkü harika manzaralarla baş başa kaldık. Öyle bir huzur doldu ki içime, böyle güzellikler karşısında insanın daha çok tövbe daha çok dua edesi geliyor:)


Tabii ben bir yandan fotoğraf çekiyorum ama fotoğrafların çoğu  makinede kaldı, aktarınca inşallah onları da yayınlayacağım. Ama şu görüntü bile beni mutlu etmeye yetti.

Tepede indik ve etrafı seyreylemeye başladık, o arada ben tabii yine fotoğraf çekmeye başladım, iyi ki de çekmişim baktıkça o günün mutluluğu doluyor içime:)


          


             

Bazı yerlerde cidden tıkanıyorum, gidin kendiniz görün diyorum. Ülkemin her yeri ayrı güzel, her gittiğim yerde ayrı şeylere hayran kalıyorum. Rabbim dünyayı da böyle güzel bir şekilde gezip görmeyi de nasip etsin inşallah! Amin!:) Tekrar teleferikle aşağıda inip oradan mekanımıza geri gittik:)

Bu arada çok hoşuma giden bir şeyden bahsetmeden geçemeyeceğim, Yayla Alabalık'ın çok harika tertemiz bir mescidi vardı. Çok beğendik ve takdir ettik, nerede abdest alacağız, nerede namaz kılacağız diye düşünmemize hiç gerek kalmadı:)


Temiz havadan dolayı iyice acıkmıştık. Ne yesek diye düşünmemize gerek kalmamıştı, mekanın adından belliydi zaten:) Başka seçeneklerde var aslında ama ben alabalık seviyorum, eşim köfte söyledi mesela onun köftesinin de tadına baktım ama kesinlikle alabalık yenmeli:)
Alabalıktan önce de bu güzelim kaşarlı mantarlar ısrarla istenmeli:) Mantar çok sevmediğimden fotoğrafı çekecek kadar beklemişim demek ki ama alabalığın hiç fotoğrafı yok:) Mantarı çok sevmiyorum ama tabakta bir şey bırakmadık:)



Son yemekleri yedikten sonra biraz daha dolandık:) Gezimizin son zamanlarının iyice tadını çıkaralım dedik:) Bu at karşımıza çıktı, bir zamanlar yarış atıymış ama bacağında bir sıkıntı olmuş. Eğeri olsaydı binebilecek arkadaşlar da vardı ama ben atlardan da korkuyorum biraz:) Hep küçükken yaşadığım köy maceraları yüzünden:) Hatta buna ek olarak üniversite kampüsünde beni ayşegülümle beraber kocaman bir atın öfkeli bir şekilde bizi ağaçların arasında köşeye sıkıştırmasını da ekleyebiliriz, bu olay başlı başına bir yazı olur, inşallah yazabilirim bir ara:)



En fazla bu kadar yaklaşabildim ama bana nasıl ters ters baktığını görüyorsunuz değil mi:)



Ufacık çocuk bile benden daha yakın durdu:) Ama at bunu karşılıksız bırakmadı, arkadaşlardan birinin üstüne resmen püskürdü:)



Bu postu tepede çektiğim son fotoğraflarla bitiriyorum, istanbula dönmek istemediğim bir gün bitmişti ve şimdi bu postta bitiyor, duygusala bağladım...:) Allah'tan anılar, fotoğraflar var:) Rabbim hep böyle keyifli geziler yapmayı ve yazmayı nasip etsin:)






Sevgiler.


Share this article with your friends.

2 yorum:

  1. Çok güzel yerlere gitmişsiniz; doğa içinde olmak gibisi yok. Yeşile, ağaca hasret kalmışım, sayenizde yeniden hatırladım :(

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Allah size de gitmeyi nasip etsin inşallah, arada insanın ruhuna iyi eliyor böyle geziler.

      Sil