Drop Down MenusCSS Drop Down MenuPure CSS Dropdown Menu

16 Nisan 2012 Pazartesi

Emilianata Geziyor : İslam Bilim ve Teknoloji Tarihi Müzesi

Merhaba,

Şu yazıda bahsetmiş olduğumuz müze gezisi için toplanacaktık canciğerlerimle. Ancak benim motivasyonum çok düşük olunca ve yön duygumuzla trafikten dolayı zaman geçince biz de nasıl olsa Arkeoloji'yi daha önce gördük, görmediğimiz bir yere İslam Bilim ve Teknoloji Tarihi Müzesine gidelim dedik. Gülhanenin önünde buluştuğumuz için en uygun yer orasıymış gibi geldi. Kendisi Gülhane'nin içinde, hemen solda ve müzekartınızla ek bir ücret ödemeden ziyaret edebiliyorsunuz. Ancak hazırlıksız gittiğimizden mi, yoksa ben çok yorgun olduğumdan mı bilemiyorum, çok fotoğraf çekemedim. Müzeyle ilgili ise, dekorasyon hoş olsa da beni çok tatmin etmedi. Çok kısa bir gezi oldu benimkisi.Ama yine de sizinle bir kaç fotoğraf paylaşmadan edemeyeceğim. Detaylı bilgi isterseniz eğer, müzeyi kendi gözlerinizle görmeniz gerekecek:)

Tavanda bu şekilde ışıklandırmalar vardı, kim düşünmüşse aklına sağlık! Bayıldım, bayıldık.  Her ne kadar uzmanlar karanlık bir ortamda uyumayı önerse de, tavanım bu şekilde olsaydı şeklinde hayallere kapılmamı engelleyemedi bu öneri:) Müzeye çok güzel bir hava vermişti.




Müzede çoğu eser sonradan, islam alimlerinin kitaplarında yazan cihazların, kitaba uygun yapılmış örnekleriydi, böyle olması sanırım beni kötü etkiledi. Ben daha çok el yazmalarıyla, eskizlerle karşılaşacağımı sanmıştım. Belki de başında hayal kırıklığıyla başlamamdan dolayı, hızlı bir tur attım. Zaten ne yalan söyleyeyim çizmelerden dolayı gidene kadar mızmızlandım, ama sonra çizme giymekle ne kadar iyi bir şey yaptığımı da anlamış oldum, detaylar yazının devamında olacak:)



Bu da beni etkileyen başka bir görüntü.. Evet, müzede en çok bunları sevdim, paylaşamadıklarım da var. Onları fırsat bulunca, facebook sayfamda bir albüme eklemeyi düşünüyorum.

Oryantalist sanatçılara, oryantalizmden etkilenen bilim adamlarına dair bilgilere de yer veren panolar vardı.


Bazı fotoğraflar da ortamdan dolayı çok karanlık çıktı, ben de flaş kullanmıyorum müzelerde. Zaten çoğu müzede flaş kullanmak yasak, eserlere ciddi derecede zarar veriyor. Bunu göze alarak siz de gittiğiniz müzelerde flaş kullanmayın olur mu canlarım:)

Bu  alet dünyanın ve gezegenlerin ağırlığını ölçüyormuş, nasıl yaptığına dair doyurucu bir açıklama yok ama insanın inanası dahi gelmiyor değil mi:) İşte belki de o mekanizmaların nasıl çalıştığını anlatılmadığından belki anlatılsa da anlamayacağımdan görsel hafızama kaydedebildiğim kadarını kaydettim sadece:)


İşte bunlar insanın aklından çıkmayacak cinste cihazlar, eskiden ölü cenini anne rahminden çıkarmak ya da kafasını ezmek için kullanılan cihazlarmış. İnsan düşünürken dahi kanı donuyor, rabbim kimseye böyle kötü şeyler yaşatmasın inşallah.





Müze gezimiz kısa oldu desem de, çok fazla keyif almadım desem de bu ilgiyle alakalı biraz da. Hazırlıksız gitmemiz de cabası, Arkeolojiye gitseydik belki her bir detayı ballandıra ballandıra anlatan bir yazı okuyacaktınız:) Hiç bir müze Arkeoloji müzesinin yerini alamaz. Orasının yeri gözümde ayrı, hatta tekrar gidemesem dahi, önceki fotoğraflarımla size bir yazı hazırlasam mı diye düşünmüyor da değilim:)

Kızların da  müzeyi gezmelerini beklerken bir beyefendi bana Hilye'i şerif'i gezmemi tavsiye etti. Oranın daha güzel olduğundan bahsetti, ben de aklımın bir köşesine not aldım. Yalnız duyduğuma göre önünde çook uzun bir kuyruk varmış.Bu yüzden sabah erken gitmek gerekli. 15 Mayıs'a kadar da süresi var, gezmek isteyen blogcanlara duyurulur:)

Müzeden çıktık, yağmur yağıyor, gülhane sanki bize parsellenmiş gibi. İnsanlar köşelere sığınmışlar, ama biz üç kafadar elimizde şemsiyelerimizle gülhanenin hoş havasını içimize derin deriin çekiyoruz. Gülhane beni her gittiğimde mutlu eden bir yer., güneş tepemdeyken de gittim, Mayıs ayı olmasına rağmen soğuktan donarken de...Ama yağmurlu havada ayrı bir güzelmiş, test ettim:) Çok huzurlu bir ortamdı. İnsanın yüreğine işleyen bir cinsten...

Klasik ayaklarımı çektiğim pozum:) kardeşlerim ne kadar dalga geçse de ben geçtiğim yerlere işaret koyuyormuşum gibi hissediyorum:) Ayrıca bu sefer ayaklarım değildi maksat, şu taşların dizilişinin güzelliğine dikkat çekmek istedim.


Çıkarken lale fotoğrafı çekmeden olmaz dedim, yağmur demeden, şemsiye elimde de olsa bir kaç poz çektim. İçinde bizim olduğumuz fotoğraflar olduğundan dolayı hepsini yayınlayamıyorum.

Yağmurda bile çok güzel değil mi?




Gülhane'den çıkınca ben Sultanahmet'e kadar yürüyüp oradan ben eşimle buluşmak için kızlardan ayrıldım. İşte ondan sonrası oldukça trajikomik bir hikayedir dostlar:) Eminönü' nde buluşalım diye konuştuk ama kendimi attığım tramwayda düşmek için yer bile yoktu, o kadar kalabalıktı. Eşimle buluşunca tabii biraz sakinleştim, yumuşadım. Buraya kadar gelmişken oradan eşimin ailesini ziyarete gidelim dedik. Ama taksilerin hiç biri durmuyor. Eşimle buluşana kadar  gayet  kuru olan ben, eşimle şemsiyeyi paylaşmaya başlayınca yavaş yavaş ama kararlı adımlarla ıslandım:) Bir yandan da benle dalga geçiyor, hayatım babetlerini niye giymedin ki sen diye laf atıyor bana:) Elhamdülillah hedefimize varana kadar sucuk gibi olsak da keyfimiz yerindeydi. Tek başıma olsam çok sinirlenirdim ama beraber olduğumuz için durumumuzla bayağı bir dalga geçtik.

Yemek yiyelim bari dedik, belki yolun karşı tarafında taksi buluruz dedik ama yok, yok , yok, taksicilerin hiç biri durmuyor ve o kadar kızdık ki taksicilere. Bence böyle insanlar vicdanın yanı sıra iş ahlakı da yok. 

İçimden iyi ki çizme giymişim, mont giymişim diyorum, yağmur  hiç durmadan yağıyor. Eşim benim kadar hazırlıklı değildi, ona da bak nisan yağmuları şifadır içimizde bilmediğimiz bir hastalık varsa bu vesileyle şifa bulur falan diyorum. O  beni güldürüyor , ben onu güldürüyorum:)  Ama herkes perişan halde, insanların hepsi ıslak. Çoğu taksi bekliyor ama taksiciler kimseyi almak istemiyor, çünküü en uzak mesafeye gidecek müşteriyi arıyorlar. Biz beklerken mesela önümüze insanlar geçiyor, durabilecek taksiye binebilmek için, önümüze bir çift geldi sırtlarında yükler falan. O kadar kötü bir durum ki, onların daha çok ihtiyacı var diye düşündük.Onlar taksi buldular ama biz bulamadık. 

Siz o gün dışarıda mıydınız bilmiyorum ama dışarıdaki insanları gözlemledim bir yandan, bir grup çocuk taksicilerin yolunu kesmeye çalışıyor ama taksiciler kapılarını bile kitlemişler. Çocuklar sırılsıklam oldular ama hala alan yok onları da... Yaşlı bir amca torunları için taksiciyi bekletiyor zor bele, Allah'tan insaflı bir taksiciymiş, beklemezdi yoksa.

Sağanak hep yağıyordu ama çok şiddetli sağanak yağmaya başladığında biz kendimizi bir otobüs durağına atmış durumdaydık ve otobüs durağında olmamıza rağmen şemsiyeyi açtık, çizmelerim, eteğim belime kadar ıslanmış durumdaydım. Montumun bileklerinden yere su damlıyordu. Biz hala gülüyoruz ama tabii nereye kadar:) O çok şiddetli sağanak biraz yavaşladığında biz de Karaköy'e doğru yürümeye başladık, oradan daha rahat taksi buluruz düşüncesiyle ve çok şükür bir taksi sonunda durdu. Zaten durmasaydı sanırım ben yolunu kesecektim. Taksicilere o kadar kızdım. Taksinin gelişini uzaktan gördüğümde eşimi yola doğru ittirmeye başlamıştım:)

Eşimin ablasına vardığımızda baştan aşağı yeniledik kıyafetleri, görümcem eşimin eskilerini saklamış ve kendinden de bir kaç parça verince bana giyinecek bir şeylerimiz oldu üstümüzde:) çok şükür yanımda yedek şal getirmişim Onunla da başımı kapattım. Ancak kıyafetler biz oradan dönene kadar kurumadı , eve dönerken o ıslak kıyafetleri bir poşete attık. Sabah çıkarken çizmeme baktığımda hala kurumadığını gördüm. Eşimde şimdi evde yatıyor, doktor ona rapor verdi, ben de iş yerinde onun için güzel güzel telaşlanıyorum:) 

Güzel bir pazartesi değil mi:) Çok uzun bir yazı oldu bu, sabırla okuyan tüm blogcanlara teker teker teşekkürler:)

Sevgiler.


Share this article with your friends.

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder