Drop Down MenusCSS Drop Down MenuPure CSS Dropdown Menu

7 Aralık 2011 Çarşamba

Duduklu

Sagolsun bir dost sayesinde bu bloga sahip çıkmaya başladım. Onunla anlaşma yaptık; o haftada iki yazı yazarken ben tek yazı yazacağım. Ama iste oyle olmadı: uzun süredir yazmış olmamanın verdigi açlıkla kafamda vizir vizir konular donüyor. O da maşallah iyi yazıyor. İyi ki de boyle oldu. İs meselesi yüzünden cok zor zamanlar geçiriyorum bloga odaklanırken kafam dağılıyor... Neyse bu konulardan bazıları var ki boyumu astığını düşünüp şimdilik pek bulasmıyorum. Şimdilik kendimi rahatlatmaya çalışıyorum:))

Bu sefer fobilerimden birini ve o fobiye nasil sahip oldugumu anlatacagim. Ama gülmek yok:))

Esimin cok sevdiği bir arkadaşıyla annesini yemeğe çağıracağız hem de Ramazan esim de sagolsun düşünceli ya kendisi yapacakmış yemegi... O gece onun annesinde kaldık ama ertesi gun de gündüz vakti misafirlerle beraber geri donduk. Benim icin cok sinir bozucu cunku çalışınca ister istemez hafta ici evi temiz tutamıyorsun. Sonra Ramazan bir de bu Ramazan cok hastalık atlattım hepsi yetmiyormuş gibi misafirlerle beraber eve geliyorsun. Esimin ısı iste. Gelir gelmez direk mutfağa girdik, o dudukluye et koydu ama ben bugüne kadar hic duduklu kullanmamisim. O da sen bana bırak havalarinda. Dudukluden çıkan o ses biraz garip geldi bana ama o yine panik yapma diyor. Bir baktım duduklu patlayacak nasil korkuyorum. Esim gitti dudukluye müdahale edecek ; host adam ol diyecek ama o dudukluyu kurcalarken duduklu içindeki yağlı suyu puskurtmeye başlamasın mı tum mutfağa hem de! Hem de o benim canim beyaz halılarına. Aman dememe kalmadan o yağlı su direk benim üstüme de puskurmeye başladı. Damlayan her damla canımı yakıyor cunku sıcak da aynı zamanda. O kadar kotu bir durum ki anlatamam. Esime bir sey oldugu yok hem o yakin hem duduklunun zimbirtisi ona dogru degil. Dayanamayıp ağlamaya başladım . Esim kapattı ama o kadar kızginim ki onu bir kasık suda bogabilirim. Boyle durumlarda ben hic konuşmam bu sefer de oyle yaptım hic konuşmadım. Saçlarımın dibine kadar yağ içindeyken aglayarak o caanim beyaz halıyı ve duvarları sildim. Misafirler dahi umrumda degil sessiz sessiz ağlıyorum. Sonra da gidip üstümü temizledim esim bir kac kere özür diledi ama su an fark ettim ki hala kızginim bu olay yüzünden cunku o gun bügundur dudukluye karşıyım:))! Kullanmıyorum resmen. Ve ben bu yazıyı içeri de duduklu de bir seyler kaynarken yazdım sırf korkumu yeneyim diye. Mutfaktan sesler geliyor su anda. Basima bir is gelirse bilin ki dudukludendir:)) pekiii simdi ben bu dudukluyu nasil acacağım bilen varsa anlatsın:)))
Share this article with your friends.

2 yorum:

  1. hos bir paylasim olmus ellerine saglik..
    bilirim bu tencere maceralarini, yazik ki sana üzüldüm..
    hele de onun sonunu nasil getirecegini bilmiyorsan eyvah eyvah, felaket durumlar yelken acabilir :)
    ama ne güzel ki cesaretini toparlayip tekrar denemissin, sevdim bu cesaretini.

    okumasi hostu, her ne kadar kaza dolu anlar yasamiz olsan bile.

    emegine sagliklar olsun, kalemine ve parmaklarina da kuvvet :)

    YanıtlaSil
  2. çook teşekkür ederim:) valla yazıyı yazar yazmaz tencerenin başına gittim. alnımın akıyla çıktım işin içinden çok şükür:)))

    acemilik işte insanı komik durumlara düşürüyor, ama seyreden, okuyan ya da dinleyen için. yaşarken trajikomik oluyor:))

    YanıtlaSil