Drop Down MenusCSS Drop Down MenuPure CSS Dropdown Menu

27 Kasım 2010 Cumartesi

Tehlikeli Nezaket-1


Son zamanlarda her şey ama her şey canını sıkıyordu. Hayat zordu, bunu biliyordu, kendini hazırladığını sanıyordu buna, ama artık hayat eskisinden de zor geliyordu, kendini hazır hissettiği herşey onun planladığından daha büyük bir şekilde gelmişti üstüne, başedemiyordu artık.



Kendin kendine şu anki durumunun, çaresizlik içinde kıvranmasının, depresyondan kaynaklanıp kaynaklanmadığını sordu. Uzun zamandır düşünüyordu bunu, öyle ki artık bir pskiatra gitmesi gerektiğini düşünmeye başlamıştı. Ancak doktorlardan nefret ediyordu. Annesini bir doktor hatasından kaybetmesi miydi emin değildi, annesini zaten çok görememişti; babasıyla ayrıldıklarında babasıyla yaşamayı tercih etmişti, annesi de bunun üzerine sevgilisiyle İngiltere'ye yerleşmişti.

Annesine bu sebepten dolayı kızgındı, kızmakta haklı olduğunu düşünüyordu. Ta ki annesini sevgilisi terkedince İstanbul'a geri dönene kadar, annesi kanser olmuştu. Bunu öğrenmesi onun için şok olmuştu. Onu düşündüğünde hala içi sızlar, ister istemez acaba annemi tercih etseydim farklı bir hayatımız olur muydu der kendi kendine. Bunu bilmiyordu, ama annesine bir zamanlar kızgın olduğu için kendini affedemiyordu. Gerçi bu sefer de babasını yalnız bırakmış olacaktı. Annesinden uzakta geçirdiği zamanların acısı yetmiyormuş gibi, artık bir daha hiç bir zaman beraber olamayacaklarını düşünmek yıkıma sebep oluyordu.


Herşey üst üste gelmişti, yaşadığı mutsuzluğun, derin karamsarlığın tek nedeni buydu ve destek alması gerekiyordu ama hastanelerden nefret ediyordu.

Salondaki kanepesine kuruldu, kendine kahve yapmıştı. Cuma akşamlarını böyle değerlendiriyordu; salondaki kanepe üstünde kahve keyfi, uykusu iyice kaçıncaya kadar da kitap okuyacaktı, belki de sabahlayana kadar. Ama bu gece onu yapma gibi bir şansı yoktu, ofise gelmeyen arkadaşlarının yüzünden ertesi gün tatil olmasına rağmen çalışması gerkiyordu. Çalışmaktan nefret ediyordu.

Kahvesini içti, odasına gitti, kocaman yatağına girdi. Odasını gözlüyordu. Evini seviyordu ama artık eşyaların onu tatmin edemeyeceği noktaya gelmişti, yalnızlıktan sıkılmıştı. Annesi bile o yaşında bir sevgili bulmuştu, gerçi sonradan onu terk etmişti ama olsun. O öyle onu peşinden sürükleyecek, ayaklarını yerden kesecek bir sevgili hiç bir zaman bulamıştı.albuki hiç de öyle ayakları yere basan biri değildi, tek istediği sevgi, şefkat dolu bir kucaktı ama onu da bulamamıştı. O güne kadar olan erkek arkadaşlarını düşündü, mutsuzluklarının sebebini tarttı. Hiçbirinin istediği gibi biri olamamıştı. Onu olduğu gibi kabullenen biri karşına çıkmazdı. Aslında sıradan biriydi işte, hiçbir zaman zor biri olmamıştı ki...Bu düşünceler arasında uykuya daldı.


Share this article with your friends.

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder