Drop Down MenusCSS Drop Down MenuPure CSS Dropdown Menu

11 Kasım 2010 Perşembe

Konserdeki yabancı-13

Deniz aslında biraz da vicdan azabı duyuyordu hem onu içeriye aldığı için hem de dinlemek istemediğini kendisine hiç yakışmayan bir tavırlar kaba bir şekilde belli ettiği için. Demek ki çok kırılmışım diye savundu, koltuktaki sütlü kahpeye kanepeye yan yana oturdular. Kemal'in aklından neler geçtiğini, ne yapmak istediğini, merak ediyordu onun ise aklında tek bir şey vardı; yan yana oturmak ya iletişimi ya da boyun kaslarını zedeler. Pat diye karşısına da geçemediği için misafirperver bir tavırla "Kahve suyu koyuyorum" dedi. Kemal sesini çıkarmadı, dalgın dalgın halıya bakıyordu. Halıda bir leke mi vardı, Deniz ısıtıcıya su koydu ama salona geri dönmedi. Biraz zaman kazanıp kafasındakileri tartacaktı; aslında bu kadar zamandır hiç aramayan birine bir şans tanımak iyi niyetliliğin daniskasıydı!

Kahveleri yapar yapmaz salona döndü. Bir yandan kahvelerini içip bir yandan da susmaya devam ettiler. Deniz'in içindeki bin kurt içini kemiriyordu, bin bir tilki vızır vızır volta atıyordu. "Ne yani konuşmayı ben mi başlatmalıyım dedi?" Bir anda ağzından çıkmıştı, kendi sesi yabancı bir ses gibi geldi, ama Kemal duyup kafasını kaldırıp gözlerine bakmaya başladı;
-Deniz inan çok utanıyorum kendimden , bu yaptığımdan. Bana ne desen haklısın, ne kadar kızsan da. Babam yurtdışında yaşıyor ve kalp krizi geçirdi, apar topar İngiltere'ye gittim hep ümitliydim; sağlığı kısa sürede düzelecekti ve de ben senin yanına geri dönecektim. Ama öyle olmadı, bama vefat etti. Ben de bir süre kendime gelemedim; ne İngiltere'de kalabildim ne de Türkiye'ye dönebildim. Cenazeyi defnettikten sonra Kanada'ya geçtim. Bir süreliğine orada kaldım. İnan kendimi toparlayamadım, seni arayacak gücü kendimde bulamadım. Dünyayla iletişimi kesmiş gibiydim. Ama amcam arayıp işlerin başına geçmemi söylediğinden ne yaptığımın farkına varabildim.

Deniz şaşırmıştı ve o bilindik vicdan azabı; keşke dinleseydi onu, Yumuşayan kalbi;
-N'olur kusura bakma, affet beni. Böyle bir şey yaşadığından haberim yoktu, inan bilseydim sana o şekilde bir tavır göstermezdim.

Vicdan azabı Deniz'i ikna etmişti ve tüm kapılarını ardına kadar açmıştı, Deniz özür diliyordu; neredeyse Kemal'in vefat eden babası için ağlayacaktı.Nereden bilebilirdi ki bu kadar yumuşayan kalbinin sonradan başına neler getireceğini...

Kemal'i yolcu ederken hala içinde bir sızı vardı, ne kadar haksızlık edip onun hakkında kötü düşünmüştü. Yaşadığı hayat gittikçe onu kötü biri haline getirmişti.

Kemal'le başlangıca dönmüşlerdi. Kaldıkları yerden devam ediyor gibiydiler. Her gün telefonda konuşuyorlardı. Sinemalar, yemekler , piknikler... Hepsi birbirinden geçen bir çok keyifli gün. Dördüncü aylarını geride bırakıyorlardı, en güzel tarafı da Kemal'in nezaketini hiç değiştirmemiş olmasaydı.

Deniz sırılsıklam açıktı, sabah uyandığından gözüne ilk gelen görüntü Kemal'in yüzüydü. Aşık olmak böyle bir şeydi ne de olsa...Kemal lafı ile yatıp Kemal lafı ile kalkıyordu. Kemal'in arada bir iş dolayısıyla şehir dışına çıkması durumunda hasretinden kendini kahrediyordu ve bunu Kemal'e çaktırmamaya çalışıyordu. Bir gün dayanamadı sordu; Kemal evlendiğimizde de iş ziyaretlerin böyle rutin olacak mi? Söylediğine anında pişman oldu, dilini ısırdı. Beni evlilik düşkünü kızlardan biri zannedecek, hatta belki de evliliği düşünmediği için benden uzaklaşacak diye içlendi.Kemal onu neşeli bir şekilde yanıtladı; Hayır hayatım, evlendiğimizde ziyaretlerimi minimuma indireceğim.
Share this article with your friends.

2 yorum:

  1. Hehe çok güzel yazıyorsun bence ama bak bir tavsiye istersen biraz görselleştiiir enfes oluuur :)

    YanıtlaSil
  2. Rötarlı cevap oluyor ama çok teşekkür ederim.
    Görsel konusunu ben de düşünüyorum ama uygun görselleri bulamayacağımı düşünüp hiç uğraşmadım şu ana kadar. İlerleyen bölümlerde denerim:)

    YanıtlaSil